Batının Muhteşem(!) İnanç Özgürlüğü(!) Tarihi

Savaşlarda dahî bazı kutsallar vardır. İlgili maddeler için savaş hukukunun temel prensipleri ile ilgili çeşitli belgeler okuyabilirsiniz. Ancak hastane bombalamamak (Çanakkale'de yaptılar), nereye atılırsa atılsın üste gelen çivi var bunu kullanmamak (ki Çanakkale'de yaptılar) gibi... Konu Türkler ve İslâm olunca, batı hiçbir şey dinlemedi.

Bizleri hem Türk olduğumuz için sevmezler hem de tarih yoksunu oldukları için, bizi Arap sanırlar ve Türkleri de İslâm'ın bekçisi olarak görürler. Yani Batı için uzunca süre Türk=Müslüman=Osmanlı şeklinde devam etti.

Kişisel olarak bayrak yakmayı, bir millet veya topluluk için saygı unsuru olan kişilerin posterlerini yakmayı veya dini kitapları ve simgeleri yakmayı doğru bulmuyorum. Sevmeyebilir, sinir dahî olabilirsiniz ancak bir milletin, bir topluluğun kutsalıdır. Bize karşı yapılan bu durumlarda, aynı şekilde cevap vermek de kötü. Çünkü istedikleri bu. Emrecetinblog.com'da, iğrenç, Türk düşmanı gazete Avrupa/Afrika'nın provakasyonunu anlatmıştım. Bilerek kışkırttılar. Planlı, organizasyonluydu. Avrupa solu bunu yapar, Avrupa sağı da katılır.

Kabaca batı Hristiyanlığı Avrupa Katolikleri, doğu Hristiyanlığı ise Ortodoks'tur. Protestanlık ise Birleşik Krallık (İngiltere) topraklarında ortaya çıkar, kısaca ekleyeyim.

Batının Utanç Verici Tarihi

Hristiyanlar Ortodoks, Katolik ve Protestan olarak 3'e bölünür. 325 yılında Roma İmparatoru 1nci Konstantin tarafından İznik'te toplanılmış ve resmî din olmuştur. Bu tarihten itibaren, batının ve doğunun kiliseleri arasında çekişme yaşanmış ve 1054 yılında ayrılmışlardır. 

Papalık müdahil olmuş, Hristiyanlar arasında kanlı olaylar gerçekleşmiştir. Fransa Kralı 1nci François devrinde (1545), kadınlar ve çocuklar öldürülmüştür. 1183'de Verone konsilinin kurduğu engizyon mahkemelerinde ise dinî nedenlerden dolayı yüz binlerce insan diri diri yakılmıştır. 625 yıl süren bu mahkemeler 1nci Napolyon'un emriyle dağıtılmış (1808) ancak 1814'te Napolyon sonrasında kurulmuş ve 1820'ye kadar tekrar aktifleştirilmiştir.

1517'den itibaren yükselen Protestanlık konusunda da aynı sertlik mevcuttur. Fransa kralı 9ncu Charles'ın emri ile 24 Ağustos 1572'de başlayan Saint Barthelemy Faciası'nda (bknz: Aziz Bartalmay Yortusu Kıyımı), binlerce kişi (5 ila 30 bin arasında olduğu tahmin ediliyor); çocuklar, kadınlar, yaşlılarla beraber günlerce boğazlanmıştır. 


Demokratik(!) İngiltere ve Avusturya

İngiltere, demokrasi açısından örnek gösterilir. Magna Carta ile başlayan süreç, elbette önemlidir ve şu an demokrasi kültürü çok gelişmiştir. Fakat 1829'a kadar (Roma Katoliklerini Özgürleştirme Yasası), Katolikler siyasî ve hukukî konuda malîk değildi. Devlet hizmeti hakları yoktu. Avam kamarası (bicameral yani 2 meclisli sistemde halkı temsil eden meclis), Katoliklere kapalıydı. Lordlar Kamarası'nda ise sonsuza kadar reddedilmişti.

Katolik Avusturya'da ise Katolik olmayan Hristiyanlar 18nci asrın sonlarından önce çan kulesi ve caddeye açılan kapısı olmamak şartı ile ibadehâneler yapabiliyordu. 

Yahudiler ise, Hristiyanlardan ayrılması için sivri külah, sarı kurdele gibi şeyler takarak kendilerini belli etmek zorundaydı. Nasıl? Naziler gibi değil mi? Peki Avrupa bunları niye konuşmaz? Sessizler, çünkü rezil tarihlerini bastırmak istiyorlar! 1756 tarihine kadar Frankfurt Yahudileri, ana caddelere çıkamıyordu bile! Almanya'da ise 1864 tarihinden itibaren hukuksal hakları verildi.

Ya Türkler?

11nci Yüzyılda J Laurent'in "tolerance religieu se des Turcs" (Byzance et les Turcs Seldjoucides, s74), dediği vicdan hürriyeti şuurunu Türkistan'dan (Orta asya) Anadolu'ya getirdiği zaman doğu ve batı Hristiyanlıkları arasındaki rezîl durum ise bundan ibaretti!

Türkler, inanç özgürlüğünü getirdiğinde neler olmuş biraz bakalım. Tabii bunları anlayabilmek için Moğolları bilmek gerek (dinî inançlara saygılarını, neler yaptıklarını), Türkleri bilmek gerek, Selçukluları ve Osmanlı dönemini bilmek gerek. Hepsini veremem, anlatamam. Fakat bir bölümünü anlatayım. 



Türklerin Anadolu'ya Girişi

Anadolu'ya girdiğimizde, bırakın mezhepleri; Rum-Ortodoks kilisesi, Gregoryen-Ermeni Kilisesinin Hristiyanlığını sorguluyordu. İkisi de Ortodoks mezhebinden. Detaylıca bilmiyorum ne yazık ki. 

Doğu Romalılar (Bizans denir ama Türklerin başarısını küçültmek içindir, Doğu Romadır bu), Ermeni Ortodokslarını yıpratmak için işkence ve zulümler yapmıştır. Sadece Ermeni değil, Süryanilere de aynı şekilde baskı uygulamışlardır. Ermeni kralları, prensleri ve patrikleri, piskoposları; İstanbul'a getirtilip, Doğu Roma tarafından Ortodoks mezhebine geçmeleri ve kendileri gibi yaşamaları için bu insanları yıllarca hapsetmiş, işkenceler yapmıştır (Romanos 1031'de Ermeni pazarlarının toplatılması, 9ncu Yüzyıl Ermeni patriklerinden İkinci Haçik'e yapılanlar, İkinci Gagik'e yapılanlara falan bakabilirsiniz).

Antakya Ya'kubi Patriki Süryani Mikail'in vakayinamesinde şunlar geçer:
Bizans Ortodoksları Ermeni Kilisesi'ne gösterdikleri husumeti Süryani Kilisesi'ne de göstermişlerdir. İmparatorun fermanı üzerinde Ortodoksluğu kabul etmeyen Ermenilerle Süryaniler, şiddetli kovuşturmalara tabi tutulmuştur. 

1071 Malazgirt Zaferi için Süryani müverrihlerinden başpiskopos Bar Hebraeus, "mağrur olanların gururunu kıran Allah, Sultan'a kuvvet verdi" diyerek alkışlamıştır [1].

Din ve vicdan özgürlüğünü gören, anlayan Süryani ve Ermeniler, Türk hükûmdarlarını ise minnet ve şükran ile anmışlardır. Matthieu d'Edesse (Urfalı Maeos), vakayinamesinde Alp-Arslan'ın ölümünü anlattıktan sonra oğlu Melikşah'ı da şöyle anlatır [2]:

Mesîh'in ümmetine karşı iyi, merhametli ve son derece müşfik davrandı. Melikşah'ın saltanatı Allah'ın tevfikine mazhar oldu; devletinin hududu uzaklara dayandı ve kendisi Ermenistan'a rahat yüzü gösterdi.

Antakya Ya'kubi Patriki Süryani Mikail'in Anadolu Selçuklularından 2nci Kılıçarslan hakkındaki düşünceleri ise şöyledir:

 1182 yılında Sultan Kılıçarslan Malatya'ya geldi ve bu hakir hakkında malûmat aldı. Bana dostâne bir mektupla bir patriklik asası ve yirmi kızıl dinar (altın) gönderdi. Herkes hayretler içinde kaldı. Ertesi yıl Sultan tekrar geldi. Bize ulaklarla bir mektup gönderi ve bu hakiri Malatya'da kendisini ziyarete davet etti. Alışılmamış bir şey gördüğüm için hayretler içerisinde kaldım. 

...

Ulaklarla şöyle haber gönderdi "Sultan irade etti: Patrik'in şehrimize girişi, Hristiyan kaidesinde salipler ve İncillerle olacaktır!"

İşte bunun üzerine Hristiyanlar birçok mumlar yaktılar, mızraklara haçlar taktılar ve âyin nağmelerini seslendirdiler. Hükûmdar bu hakîr ile karşılaşınca, atımdan inmeme müsade etmedi; elini almama da müsade etmeyerek kollarıyla bu hakiri kucakladı. Bir tercüman aracılığı ile konuşunca beni memnuniyetle dinledi. Ben de onun dikkatle dinlediğini görünce İncil'den veyahut tabiatten misaller söyleyerek sözümü uzattım. Sözlerime nasihâtte kattığım için, Sultan'ın gözlerinden yaşlar aktı. Biz de Cenab-ı Hakkın kudretine de şükrettik. Müslüman hükümdarlarıyla İslam tebaasının başları üstünde mukaddes haçin ayin halinde görüldüğünü görünce bütün Hristiyanlar Allah'a şükretti. Kiliseye işte böyle girdik. Birkaç nasihat sözünden sonra, hükümdarla tebaasına dualar ettik. Ertesi gün, sultan bize manastırımızı vergiden muaf tuttuğunu bildirdi. Malatya'da 1 ay kaldık ve Sultan her gün hediyeler gönderiyordu.

**

Malazgirt Muharebesinden itibaren Gregoryen Ermenileri ve Ortadoks Rumlara karşı Anadolu zaferlerinde, Müslüman Türklere yardım etmelerinin nedeni özellikle bunlardır. Türk ordularına Chalandon, Jean Laurent, Iorga, Rene Grousset vs niceleri müttefikimiz olmuştur. 

Buraya kadar İsmail Hami Danişmend'in Fatih ve Fetih kitabından aktarımlarla derledim.

Fakat anlatacaklarım var...

Bulgaristan Göçmeni Bir Aileden Biriyim

Dedemin ailesi Kırım Tatarı. 93 Harbi'nde (1878) dedemin ailesi Ruslar tarafından Kırım'dan sürülmüş. Önce Romanya, sonra Bulgaristan'a geçmişler. 8 yaşında çobanlık yapan dedem, 13 yaşında Semerci köyünden (Semerdjievo) Rusçuk'a geçmiş (Bulgaristan). Burada ayakkabıcılık mesleğini öğrenmiş, opera sanatçıları için ayakkabılar yapmış. 3 kez gitme fırsatım oldu. Atatürk'ün dediği gibi "neden Bulgaristan'ın ayakta kaldığını anladım". Slavlaşmış Türkler olduğu söylenen Bulgarlarda kültür yüksek. Ekonomik durumları kötü olsa bile kültür seviyeleri yüksek, insanlıkları yüksek, kurallara falan uyuyorlar. Dedemle anneannem 20'li yaşların başında evlenmiş (anneannemi kaçırmış). Türklere zulüm başlayınca, akrabalarımız işkence görünce (Bulgarca ad koymaları istendi, komünizm adı altında her türlü mal varlıkları ve tarlalarına falan el konuldu), Türkiye'ye geldiler. Orada Türk adını değiştirmediği için işkence görenlere, Türkiye'dekiler "Bulgar dölü" diyecek kadar da rezildi. Bunu da söylemeden geçemeyeceğim.

Hâlâ "Bulgar göçmeni" derler. Azerbaycan Türklerine Azerî denmesi gibi rezil bir şeydir bu. Daha da kötüsü. Oraya gidenler, Karamanoğlu beyliği 2nci kez dağıtıldıktan sonra tekrar Osmanlıyla savaşmasın diye Rumeliye gönderilen tebaasıdır. Özbeöz Türküz. Dedemin dedesi, Osmanlı paşasıdır. Mühürleri falan varmış. 

Konuya geri dönecek olursak; anneanemlerin durumu çok iyi, saray terbiyesine yakın bir terbiye alıyor. Fakat komünizm ile elde avuçta ne varsa gidiyor. Türkiye'ye az eşya ile gelip sıfırdan başlıyor anneannem ve dedem. 

Bulgaristan'da yaşadıkları hayatı anlatıyorlar. Türk, Bulgar, Ermeni, Rum, Müslüman, Hristiyan, Bektaşi... Herkes karışık. Herkes güzelce geçiniyor. Anneannemin annesinin anlattıkları daha da farklı; bir avluda Ermenilerle Rumlarla birlikte oturuyorlarmış. Çok iyiler diyor. İş nedeniyle birkaç Ermeni ile tanıştım, gerçekten çok iyi insanlar. Kızının vaftiz törenine bizi çağırdı ama söylediği şey şuydu (çekinerek), "gelir misiniz bilmiyorum ama böyle yapıyoruz, kilisede olacak". Ne demek dedik, gittik. Kiliseye girerken garip hissettim. Yüksek duvarlar falan, böyle saklı bir yer. Üzüldüm. Osmanlı böyle değildi, Türklük böyle değildi.

Çok da uzatmayayım, bunları konuşmayı sevmem ancak kabaca milliyetçi ve Atatürkçü bir ailede büyüdüm. Sünnî Müslüman ailem var. Ancak Anadoludaki gibi koyu bir şekilde dindar hayatımın olduğunu da söyleyemem. İş ve çevre nedeniyle Bektaşi, Alevi, Ermeni, söylemediler biz de sormadık ama Musevi olduğunu düşündüğümüz insanlarla da iş yaptık, iletişim halinde olduk. Etnik köken olarak da farklı insanlarla çalıştık, iletişimde olduk. Açıkçası ben bu konularda birlikteliğe inanıyorum.

Halil İnalcık'ın Fatih Sultan Mehemmed kitabını okuyorum ve burada da sevdiğim 4 liderden biri olan Fatih'in inanç ve millete bakış açısını görüyorum. Dolayısıyla "Allah'ın kula soracağı soruları değil, kulun kula soracağı soruları sorun" sözü işin özeti bence. 

Türkiye'de ve Dünyada Yaşanan Üzücü Olaylar

Seçime yaklaşmakla birlikte, bir kilisenin duvarına "tek yol İslâm" yazıldı. Geçen günlerde bir kilisede yangın çıktı. Türkiye tarihinde alevilerin evleri boyandı ve nice benzer mezhep ve din konusunda bazı baskıları gördük. Gerek yok.

Türk kültürü ve tarihinde olmadığı gibi, İslâm'da da yeri olmayan bazı düşünce ve uygulamalara; milliyetçilik adı altında ırkçılık yapan ve dindarlık adı altında bağnazca düşüncelere savrulanlar başvurmaktadır.

Aynı şekilde yüzlerce yıldır olduğu gibi Türklük ve İslâm düşmanı birtakım kişi ve hareketlerin provakasyonuna da kapılmamanız gerek. Tepki göstereceğiz, protesto edeceğiz ancak aynı terbiyesizlikle karşılık vermeyeceğiz. Vermemeliyiz.

Bayrak yakmak, kitap yakmak (ki bunu zaten bizimkiler yapmaz) gibi insanlık dışı tutumlara girmekten kaçınınız. Türk kültürü ve tarihinde, İslâm'ın kendisinde böyle aşırılıklardan kaçınmak vardır. Tevazu vardır, nezâket vardır, terbiye ve kibarlıkla cevap vardır.

**

Öve öve bitiremedikleri batı, kendi aralarında anlaşamayan ikiyüzlü, ırkçı, ahlâksızlar sürüsüdür. Batıdan demokrasi ve insanlık dersi alacak değiliz. Aynı şekilde 100 yılı dahi bulmayan (2nci Dünya Savaşı ile kadınlar erkek işlerinde çalıştı ve sonrasında kadın hakları hareketleri başladı), kadın hakları ve eşitliğini de buradan almayacağız. Türk tarihine bakıyorsun, MÖ 8nci yüzyılda Tomris Hatun boy yönetiyor. Kabac hatun askerlere öncülük ediyor. Kağan ile Hatun, karar verirken ortak şekilde veriyor ve onaylıyor. Türk kadınları ne Araplar gibi çarşafa girip sosyal hayattan çekiliyor ne de batıda olduğu gibi kendilerini cinsel obje haline getiriyor. Türk kadınları becerisiyle, bilgisiyle, ahlâkıyla, görgüsüyle, cesaretiyle önplana çıkıyor.

Vicdan, din özgürlüğü, kadın hakları, eşitliği gibi nice değer batıda ortada yokken Türk kültüründe vardı. Bütün beyler bir araya gelir ve fikir beyan ederdi, kağan ise herkesi dinlerdi. Atatürk de Çankaya sofralarında böyle yapmıştır, Türk kültüründen yola çıkarak; konuyla ilgili uzmanları ve ilgili kişileri getirip, herkese söz vermiş, son kararı kendisi söylemiştir.

Dolayısıyla insanlık, demokrasi, özgürlük, kadın hakları, eşitlik gibi nice konuda bırakın batıdan ders almayı, batıya ders verecek olanlar bizleriz!

Tarih öğrenin; dilinize, kültürünüze, tarihinize sahip çıkın.

Esen kalın.

Kaynaklar

[1] Ebu'l Ferec Tarihi, Ömer Rıza Doğrul'un İngilizce'den derlemesi, 1945 Ankara, C1, s. 321

[2] Chronique de Matthieu d'Edesse, Edouard Dulaurier'in Fransızca tercümesi, 1858 Paris, s 172

 Roman Catholic Emancipation Act 1829 - Sources of English Constitutional History, Harper and Brothers, 1937.

  Rene Grousset, L'Empire du Levant 1946 Paris tabı, s 162-363

İsmail Hami Danişmend, Fatih ve Fetih, Ötüken, 

Halil İnalcık, Fatih Sultan Mehemmed Han


 

 





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bir Erkeğin Öğrenmesi Gereken 100 Yeti - Sorumluluk Almayı Bilin!

Testosteronu Öldüren ve Düşüren Şeyler

Kafanızı Toparlayın Yapacağınız İşi Bulun