Cengiz'in Yiğit Subutay'ı ve Moğollar
Tarihimizde çok önemli isimler var. İnsanların fazla bilmediği 2. Mahmut vb padişahların yannda bildiğiniz Atatürk, Fatih Sultan Mehmed (çok büyük liderdir), Emir Timur, Attila gibi nice Türk lideri var. Bunların dışında Büyük İskender, Büyük Petro gibi isimler de var, dahası da sayılabilir (ya da kişisel olarak sevdiğim 1. ve 2. Dünya Savaşı komutanları da eklenebilir).
Fakat tarihsel açıdan sıfırdan, bir devlet ya da asker miras kalmadan; boyları bir araya getirerek, sistem kurarak, muazzam bir işler yapmış Cengiz Han, en sevdiğim liderler listesinin en başındadır. Cengiz Han'ın Subutay (Sübedei de diyen var) adındaki komutanı ise, tarih sahnesindeki en sağlam komutanlardan bir tanesidir.
İnstagram gönderisi ya da Youtube videosu ile anlatayım dedim ama uzun olacak. Haliyle bir blog sayfası açayım diyerek bunu açtım. Anlattıktan sonra Cengiz Han ve Subutay'ı neden sevdiğimi daha iyi anlayacaksınız. Bununla ilgili kitapları paylaşabilirim ama bilgileri aldığım kitap Richard A. Gabriel'in yazdığı ve Türkçe olarak "Yiğit Subutay" (Tarih&Kuram yayın evi) adıyla yayınlanan kitaptır.
Moğol İmparatorluğunun Önemi
Öncelikle biraz bundan bahsetmem gerek. Cengiz Han'ın atlıları, dünyayı değiştirdi.
25 yıl içerisinde, Romalıların 400 yılda fetih ettiğinden daha çok toprak fetih etti ve insan zaptteti
Küçük ülkeleri birleştirerek büyük ülkeler oluşturdu. Doğu Avrupa'da bir düzine Slav şehrini birleştirerek Rus devletini kurdu. Mançurya'da Jurhedleri, batıda Tibet2i, Gobi sınırında Tangut Krallığı'nı ve Doğu Türkistan'ın Uygur topraklarını bir araya getirerek Çin'i oluşturdu. Moğol fetihleri sırasında belirlenmiş sınırlar, çok büyük ölçüde günümüze kadar gelmiştir. Kore ve Hindistan gibi ülkeleri meydana getirdiler.
Çin'de kimsenin Avrupa'dan haberi yoktu, Avrupa'dakiler de Çin nedir bilmiyordu. Cengiz Han öldüğünde, bütün bu ülkeler birbirine diplomatik temaslarla bağlandı ve ticaret başladı. Aristokrasiye ayrıcalıklar tanıyan feodal sistemi yıktı. Bireye ait erdemler, sadakat ve başarıya dayanan eşsiz bir sistem kurdu (liyakat!).
İpek Yolu üzerindeki birbiriyle bağlantısı olmayan ve bitkin durumdaki ticaret kentlerini alarak, bunları tarihin en büyük serbest ticaret merkezi haline getirdi.
Herkes için vergileri düşürdü, doktorları ve öğrenmenleri, rahipleri ve eğitim kurumlarını vergiden tamamen muaf tuttu. Düzenli olarak nüfus sayımı yaptırdı ve ilk uluslararası posta sistemini kurdu. Savaşta elde edilen ganimetleri, geniş çaplı olarak dağıtarak ticari dolaşım sağladı.
Uluslararası bir kanun oluşturdu ve kendilerini yasaların üzerinde gören yöneticilerle çobanlarla bir tutan yasaları hayata geçirdi ve uyguladı. Hakim olduğu topraklar üzerinde dini özgürlük tanıdı, işkenceyi kaldırdı; haydut, suikastçiler ve teröristleri bularak öldürttü.
Savaş halinde bulunduğu ülkeler de dahil olmak üzere tüm büyükelçi ve delegelere diplomatik dokunulmazlık verilmesi uygulamasını başlatan ilk kişi oldu.
(Jack Weatherford'un Cengiz Han kitabından)
**
Tabii bunları yaparken dünya nüfusunun %11'ini öldürdü. İnsanlık tarihinde ilk kez küresel soğuma başlattı. İnsanlar ölünce, ekip biçtikleri yerlerdeki bitkiler kaldı, büyüdü.
Yiğit Subutay
Subutay kimdir? Küçük yaşta (kardeşi kadar olmasa da), Cengiz Han'ın hizmetine verildi. Yeteneği ile hızlıca yükseldi ve Genelkurmay Başkanı diyebileceğimiz pozisyona geldi. Farklı kaynaklarda Türk olduğu bahsediliyor. Cengiz'in 4 köpeğinden birisidir (iyi anlamda kullanıyorlar): Subutay , Kubilay, Cebe, Çelme. Hiçbiri Cengiz Han'ın kabilesinden değildir. Moğol İmparatorluğunda, liyakate bağlı sistem olduğu için yükselmişlerdir. Örneğin Cengiz Han, birbiriyle savaşan boyları bir araya getirip güçlü bir yasayla aralarında sistemi oturttuktan sonra; İmparatorluğa yazı gerekiyordu. Uygur devletini İmparatorluğa kattı ve Uygur yazısını İmparatorluk yazısı olarak geliştirmiştir. Müthiş bir lider!
Subutay'ı şöyledir böyledir diye anlatabilirim ama önce Moğolların savaş azmini sonra da Subutay'ın "keşif için" 30 bin kişiyle 8.850 km dolaşarak Kafkaslar, Karadenizin Kuzeyi, Avrupa'ya kadar gidip, kendinden katbekat fazla orduları defalarca nasıl yendiğini anlatacağım. Subutay'ı böylece anlayacaksınız.
Moğolların Harezm Seferi (Harzemşahlar)
1218 yılında Şah, Cengiz Han'a elçi gönderdi ve ticaret anlaşması yaptılar. Cengiz Han, Moğolistan'dan çoğunluğu Müslüman olan 450 adam ve değerli eşyalar ile yüklü 500 deveden oluşan kervanı Şah'a gönderdi. Kervan, Otrar'da durdu. Otrar valisi, Şah'ın akrabasıydı ve kervanın casuslarla dolu olmasından şüphelenerek Cengiz Han'ın elçisi dahil, tüm adamları tutukladı. Tüccarları öldürdü, mallarına el koydu. Deve sürücülerinden birisi kaçarak Cengiz Han'a durumu anlattı.
Cengiz Han ise, 2 Moğol 1 Müslüman elçi heyeti göndererek, valinin yetkisini aşarak hareket etmiş olabileceğini, idam edilirse sorunun çözüleceğini söyledi. Şah, Müslüman elçiyi öldürttü ve Moğolların sakalını kestirdi ki bu, Moğollar için çok büyük bir hakaretti.
Maveraünnehir yani Ceyhun (Amuderya) ve Seyhun (Jaxartes/Siderya) arasındaki Türk toprakları, Harezmşahların ana merkeziydi. 965 kilometre mesafedeki tuzlu Aral denizine dökülürlerdi.
Ülkenin kuzey bölümünün yarısı verimli nehirlerin vadilerindne diğer yarısı da bir dizi surlarla kaplı şehirler ve kaleyi birbirine bağlayan kervan yollarının geçtiği çölden oluşuyordu. Şahlığın iki önemli şehri olan alimler şehri Buhara ve başkent Semerkant, bu ticaret yollarının merkeziydi. Yıllar sonra Emir Timur, Semerkand'dan parlayacak :)
**
Cengiz Han'ı düşündüren durumlar vardı. Çin bölgesini yeni fetih etmişti. Cengiz 'in ordusunun toplandığı İrtiş Nehri kıyılarından Harezmlerin kuzey sınırı Ceyhun'a kadar 2100 kilometre vardı (Türkiye'nin 2 ucu 1650 km, oradan hesap yapın, atlar ve develer kervanıyla gidilecek!).
İlk stratejik hedef Zarafşah vahası 480 kilometre mesafedeydi. 480 kilometrelik sınıra giriş, 6100 metre yüksekliğinde ve geçilmesi neredeyse imkânsız olan dağlarla, dik vadilerle ve yaz mevsimine kadar karlarla kaplı olan dar geçitlerle çevriliydi.
Moğol ordusunun taktikleri şaşırtma üzerine kuruluydu ancak bu da mümkün değildi. Erzakları çok önemli hale gelecekti.
Cengiz Han, bunlardan ürkecek biri değidli. 1218 yazında, İrtiş Nehri kıyısında çok büyük bir ordu toplandı. Sadece 3 yılda Şah imparatorluk nüfusunun 5'te 4'ünün katledilmesi ve esir alınmasıyla sonuçlanacaktı.
Moğol Ordusu Toparlanıyor
Yaşları 17 ilâ 60 arasında eli silah tutan tüm erkekler orduya alındı. Moğollara tabii devletler asker gönderdi. Asker sayısı farklılık gösterse de en mantıklı bulgular 150 bin civarında askerin toplanmasıdır. Bunların yanında her Moğol askeri 3,4 ve duruma göre 9'a kadar çıkan yedek at alıyor, kuşatma silahları ve yükleri için deve ve öküzler taşınıyor; yiyecek için koyun ve keçi toplanıyor, esirlerle birlikte kabaca 400 bin civarında at, yüzlerce deve, yüzlerce büyük baş hayvan; ilerlemeye başlıyordu.
Bu kadar büyük bir grup, 3200 km yolu katedecek, taaruza geçecekti. Modern komutanlar için bile imkânsız görünebilecek bir başarıdır. Bu grup ilerlerken birliklerinde mühendis diyebileceğimiz gruplar ise yolları düzenliyor ve iki at arabasının yan yana ilerleyebileceği en az 48 ahşap köprü yaptırıyordu.
Şah 400 bin kişilik ordu çıkartabilecek potansiyeli varken nasıl böyle bir harekâta giriştiler? Subutay'ın casusları (tüccarlar vs), imparatorluğun yeni kurulduğu ve yapısının dağınık olduğunu; Fars asıllı vatandaşların, Türk yöneticilerden nefret ettiği, halkın ağır vergiler altında ezildiği, Şah ile Halife arasında sorunlar olduğu ve Şah'ın kafir olduğunu düşünen kesim olduğu bilgilerini almıştı. İmparatorlukta sık sık isyan çıkıyordu.
**
Çungurya kapısından geçmeleri gerekiyordu ve manevrayı kısıtlaması anlamına geliyordu ancak Cebe ve Subutay, 1 yıl önce Kra Hitay akınları sırasında dağların arasından batıya çıkan başka bir yol keşfetmişlerdi. Arazi şartları bilinmiyordu ancak öncü birlikte gönderildi. Moğol askerî kolları arasında iletişim, oklu habercilerle sağlanıyordu. 30 bin kişilik ordu, Pamir ve Tiyanşan (Tanrı Dağları) arasındaki çatlağa girerek, yer yer 2 metreyi bulan karda ilerledi. Hava o kadar soğuktu ki, atlatın bacaklarına Tibet öküzü derisi sarıldı. Moğol midillileri, soğukta tırnaklarıyla karı kazıyıp bitki bulabiliyordu, alışkındı. Moğollar, 4 bin metre yüksekliğindeki Kisil art ve Terek Davan dağları arasındaki geçitten geçerken dacha'larına ve 2 kat koyun derisinden yapılan montolarına sarınmışlardı. Bir çok askeri burada öldü, kayıplara rağmen Cebe ilerlemeyi sürdürdü. 3 ay sonra bakımsız, yarı aç, güçsüz düşmüş ordusu Fergana Vadisi'ne ulaştı.
Moğol orduları ise Rüzgar kapısından geçerek Harezm'in kuzey sınırındaki Seyhun Nehri'ne doğru ilerledi. Kış boyunca dayanılmaz bir soğuk ve açlıkla karşı karşıya kalmışlardı.Kar fırtınaları öylesine soğuk esmişti ki, hayvanlar donarak can verdi. Askerler ağaçları devirmek, köprü inşa etmek için uğraştı; yorgunluk ve açlıktan öldü.
Şah'ın istihbarat teşkilatı, Cebe'nin kolunun yiyecek ve at bulmak üzere Fergana'ya girdikleri bilgisine ulaştı. Şah, yaklaşık 50 bin kişilik ordu topladı. Başına geçerek, Fergana Vadisi'ne, Moğollar'a hadlerini bildirmek üzere yola çıktı. Sayıca üstün olan Şah ordusuna karşı bitkin Moğol askerleri, mükemmel bir disiplin içerisinde savaşmaya başladı. Akşama kadar direnen Cebe, gece oradan ayrıldı.
Savaş uzun ama kısaca: Şah'ın bütün askerî hamleleri boşa çıkıyor, Moğollar Şah'ı kovalıyor... Cengiz Han 30 bin asker ayırıp, Şah'ı bulmalarını emrediyor, Subutay ve birlikleri atları tüketircesine at değiştirerek günde 130 km ilerliyor ancak yine de ellerinden kaçırıyorlar. Şah, ufak bir adaya kaçıyor ve çok geçmeden burada ölüyor.
Moğol ordusu ise tek tek her yeri düşürüyor, Nişbur'a ilerliyor, Şah'ın annesi, haremini ele geçiriyor, hazinesine el koyuyor. Subutay geri çağrılınca, Subutay, bir at istasyonundan diğerine koşturarak geri dönüyor ve Moğol tekniği olan (atlar istasyonları bildiği için gidebiliyor); kendini at eyerine bağlayarak uyuyur, kuru etlerle at üstünde beslenip 2 bin kilometreyi 1 haftadan kısa sürede kat ediyordu.
3 yılda Harezmşahların nüfusunun 5'te 4'ü katledildi ve esir edildi. Kaleler tek tek düşürüldü, şehirler yağmalandı. Cengiz Han'ın en sevdiği torunu Mutugen, Bamyan şehrini ele geçirirken öldü. Cengiz Han ise şehirde yaşayan her şeyi (hayvan dahil) kılıçtan geçirdi.
Ki Cengiz Han, alamadığı kalelerle "bütün hayvanlarınızı verin, kuşatmayı kaldıralım" diyerek anlaşma yapıp, hayvanları aldıktan sonra fitil bağlayarak yakan, hayvanlar uçarak, kaçarak şehre girince buraları da yaktığı için; böylece şehri alan birisi. Gözünü kırpmadan hayvanları, çocukları, yaşayan her şeyi yok etti ancak dönem böyle bir dönem.
Büyük Komutan Subutay'ın Süvari Akını
Avrupa'yı merak eden ve sefer planlayan Subutay, 25-30 bin asker ile Hazar kıyılarının kuzeyine geçerek ordugâh kurabilmek için Tebriz'e ulaşmayı hedefliyordu. Valiyi, bol miktarda gümüş, kıyafet, at vermezse şehrini yakmakla tehdit edince, vali itaat etti. Kür ile Aras Nehirlerinin Hazar Denizine döküldüğü yere doğru ilerledi. Subutay'ın amacı Gürcülerle savaşmak değil, dağlardan geçerek ilerlemekti ancak Gürcü Kralı 3. George Lasha, 30 bin Kuman süvarisiyle birlikte 70 bin kişilik süvari ordusuyla, Subutay'ı karşılamak üzere harekete geçti.
Gürcü süvarileri, Moğolların merkezine toplu halde saldırarak savaşı başlattı (1). Subutay, hafif süvarilerle ön saflara geçerek düşmanı aralıksız ok yağmuruna tutmalarını emretti; Moğolların sivri demir uçlu okları süvarilere çok zarar verdi. (2) Büyük kayıplara karşı gürciler saldırmayı sürdürürken, Moğollar yakşalan düşmanın kendilerini takip etmelerini sağlayacak şekilde geri çekiliyordu; ta ki Hristan ordusu tepe üstünden aşıp (3) atları yoruluncaya dek böyle sürdü. Subutay Gürcü taktiklerini tahmin ederek, savaş sahasının arkasındaki ormanlıkta yedek atlarını hazırlatmıştı. Moğollar atlarını değiştirdikten sonra (4) müthiş bir karşı saldırıya geçtiler. Ok yağmurunun ardından, yeni atlarına binen Moğol ağır süvarileri düşman askerlerine saldırdı, Gürcü ordusunun arasında daldılar. Gürcü ordusu dağıldı ve Moğol yan kuvvetleri etraflarını sararak, kanatlarını kapatırken kaçmaya çalıştı. Kral, süvarilerle birlikte kaçtı.
Subutay, İran ve Azerbaycan topraklarına geri çekildi. Subutay'ın amacı, Rus bozkırlarına ulaşmaktı. Buraya ulaşırken savaşmadan ufak yağmalarla devam etmekti ancak şimdiden sayıca fazla düşmanla ağır çarpışmaya girmek zorunda kaldı.
1221 yılı sonbaharında, kış mesfiminin Kafkas Dağları'nın eteklerinde kendini hissetirmeye başladığı ve hiçbir Orta Avrupa ordusunun sahaya çıkmaya cesaret edemediği zamanlarda, Subutay ve Moğol ordusu bir kez daha batıya, Gürcistan'a doğru yola çıktı. Bu sefer Hazar kıyılardından, Dağıstan eteklerinden Kafkaslar ile HAzar'ın batı sahilleri arasında bulunan güçlü Derebent şehrine yöneldi.
Senenin başlarında Tiflis'e saldırmamalarını Moğolların yenilgisi olarak kabul eden Kral George (ki kendisi kaçmıştı), Moğolların ilerlemesini engellemek için büyük bir orduyla karşılarına çıktı. Subutay'ın Kafkas Dağları'nı savaşmadan geçme emelleri suya düştü.
Savaş, öncekinden çok daha dar bir alanda, Kafkas Dağları'ndan önceki son bariyer olan Dağıstan sıradağlarını eteklerinde yapıldı.
Subutay, arkadaki dar geçide Cebe komutasında 5.000 asker yerleştirdi. Subutay yine sahte bir geri çekilme hazırladı. Okçu birlikler hızla düşmana doğru ilerliyordu ancak ok menzilleri kısa düşüyordu. Moğollar, geçidin girişinin karşısına geçene kadar geri çekilmeye devam etti. Gürci orduları, Cebe'nin yandan gelen saldırılarına maruz kaldılar. (2) yandalardan gelen saldırının şokuyla Gürcüler, Subutay'ın geri çekileceğinden emin şekilde saldırıya karşılık vermek için döndüler. Gürcüler tamamen Cebe'nin saldırısına yöneldiler. (3) Bunun üzerine Subutay geri çekilmeyi durdurup, yönünü değiştirerek kanatlara saldırdı, etrafını çevirdi, büyük bir baskınla, Gürcülerin düzenini bozdu. (4) İki yandan saldırıya uğrayan Gürcüler, cesaretlerini yitirerek kaçmaya başladı.
Gürcüler 2 kez Moğollara yenildi, Kral kaçmasına rağmen askerler katledildi. O kadar zayıfladı ki Haçlı seferlerine katılamadılar, toplamda 100.000'den fazla asker kaybettiler ve ordusu kalmadığı için Gürcistan, sürekli eşkıya ve haydutların saldırılarına uğradı.
Yine Geçit Yine Sorun
Ordu, Derebent'e doğru ilerledi ve Şirvan Şahı Raşid'in sınadığı kaleyi kuşattı. Uzun süreli kuşatma istemiyordu, Raşid ve Moğollar kolaylıkla mutabakata vardı. Moğollar şehre dokunmadan dağın içinden geçmeleri karşılığında Raşid onlara hayvan yemi, erzak, yiyecek ve en önemlisi Moğolları dağdan geçirecek rehbetler verecekti. Ancak Müslüman Şah aptal değildi, rehberlere dağdan geçirmelerini ancak en zorlu ve uzun rotayı izlemelerini gizlice tembihledi. Subutay ihanetten şüphelenmiş, rehberlerden birini öldürmüştü ancak yine de rehberler uzun ve zorlu rotadan götürmüştü.
Moğollar mancınıklarını ve ağır yüklerini Kafkaslar'da bırakmak zorunda kaldılar. Yüzlerce Moğol askeri soğuktan donarak öldü. Cebe, Harezmşah Savaşları sırasında Tienşan Dağları'nda Fergana Vadisi'ne giderken yaptığı yolculuğu hatırlamış olmalı.
Moğollar geçidi aşıp, Terek Nehri vadisine ulaşan hırçın taşkınlar eşliğinde sarp kayalıkların arasındaki Kafkas buzullarında ilerlerken, aşağı düzlükte Subutay'ı savaş pozisyonu almış 50.000 kişilik bir ordu bekliyordu. Yolculuktan yorulmuş ve askerlerinin sayısı azalmış Subutay'ın orduları, kendilerinin 2 katı büyüklüğünde tam donanımlı ve manevra yapmalarını imkânsız kılacak kadar dar bir geçitte ilerlemeye çalışan Moğolları durdurmak üzere bir araya gelmiş 50 bin kişiyle karşı karşıyaydı.
Aralarında Lezgiler, Çerkezler, Alanlar ve Ortadoks Hristiyan İranlılar-İskitler vardı. Birliği, Kumanlar yönetiyordu. Kumanlar, bölgeyi sahiplenmiş ve yağma haklarını kendinde görüyordu, Moğolları istemiyordu.
Subutay, uzun askerî kariyerinde başına çok az gelen bir durumla karşı karşıyaydı; öngöremediği bir savaştaydı. Dağlara gidemezdi, çünkü hem hedeflerinden vaz geçmek demekti hem de Raşid Şah tarafından toplanması muhtemel ordu onu bekleyecekti. Manevra yapamadığı için, Moğol askerî gücünü de yansıtamazdı. Yorgun ordusuna saldırma emri verse de , geri çekilmek zorunda kaldı ve okçularıyla savunma pozisyonu aldı. Kumanlar, saldırıp pusuya düşmek yerine geçidin 2 yanında da kamp kurdu ve Moğolların ya geçitten geri gitmesi ya da açlıktan ölmesini beklemeye başladı.
Askerî Adım Olmazsa Kurnaz Diplomasi Var
Subutay, müthiş bir diplomatik adım atarak; Kumanlar ile Moğolların bozkır kardeşi olduklarını ve birbirleri ile savaşmalarını gerektirecek hiçbir neden olmadığını ifade etmek üzere elçileriyle birlikte rüşvet olarak altın ve at gönderdi. Moğolların gerçek düşmanları Müslümanlar ve Hristanyalardı. Kuman birliği rüşveti kabul etti ve gece geldiğinde ortadan kaybolarak geri kalan kabileleri Moğolların insafına bıraktı. Moğol casusları Kumanları takip etti ve Kumanlar ordularını 2 gruba bölüm her grup farklı bir yöne doğru ilerlemeye başladığında, Subutay ve Cebe, ana birliğin arkasından hızlıca yetişerek onları bozguna uğrattı. Hazine ve değerli atları geri aldı ve tüm Kuman tutsakları idam etti. Moğollar AStrahan'a saldırdı ve şehri yağmalamadı.
Subutay ordusunu dinlendirdi, erzaklarını yeniledi. Ordusunda artık 20 binden az adam vardı ama şehirlerden ve dağlardan kurtulmuş ve açık bozkırlarında, kendi evlerinde güvendelerdi. Subutay, keşif için ordusunu böldü ve 10 bin asekrle birlikte Azak Denizi kıyılarını keşfetmek ve Kumanların bölgede kendilerine saldırmak için başka ittifak kurup kurmadığını öğrenmek için güneybatıya yöneldi. Azak Denizinde Venediklilerle tanıştı ve isihbarat elde etmek için bu tüccarları müsrifçe eğlendirdi.
Venedikliler, askerlerin giydiği Çin ipeğinden içlikler gibi askerî ekipmanlara bakıp, Moğolların barbar olmadıklarını düşündü. Subutay ve istihbarat subatlarının sorularını yanıtladılar. Moğol ordusunda Çinli kartograflar yani harita yapanlar vardı. Geçilen yerlerin haritaları yapıldı. Esir alnınanlardan, casuslardan ve tüccarlardan alınan bilgilerle Polonya, Slezya ve Bohemya'nın geçici haritaları hazırlandı. Bu subaylar, kabaca nüfus sayımıyla mahsül ve verim araştırmaları yapmış; iklim hakkında bilgi toplamıştı. Subutayın ordusu; doktorlar, diplomatlar ve çevirmen grubuyla yolculuk ediyordu. Moğol tüccalar o kadar uyanıktı ki, Ruslara ucuz İncil kopyaları satmaya başlamıştı ve Venedikli tüccarlar bundan çok etkilenmişti. Venedikliler, ayrılmadan önce gizli bir anlaşma yaptı. Bu anlaşmaya göre; Venedikliler gittikleri ülkelerin ekonomik gücü, askerî harekâtları hakkında detaylı raporlar gönderekti ve karşılığında Moğollar, yol üzerindeki önlerine çıkan tüm ticaret merkezlerini ortadan kaldıracak ve böylece ticaret Venediklilerin tekeline geçecekti.
1222 yılı sonbaharı ve kış mevsiminde, Moğol casusular ve keşif grupları bilgi toplayıp kıta hareketi hakkında rapor hazırlarken, Don ve Dinyeper nehir kıyılarından geçip, Kırım ve Dinyester nehri boyunca baskınlar yapıldı. Kumanlar, yıllarca baskın ve yağma yaptıkları Rus prenslerinden yardım istemişlerdi ve Galiçya Prensi Mstislav, diğer prensleri iknâ etti. Toplamda 80 bin Rus ordusu toplandı.
Subutay, Cuci'den yardım istemiş ancak Cuci hastalanmıştı. Moğollar bir kez daha diplomasiye başvurdu; Ruslara, ortak düşmanları Kumanları ortadan kaldırmak için geldiğini ve Rus şehirlerine değil, Rusya'dan uzağa gideceklerini söylediler ama Rus prensi bu numaraya kanmadı. Moğol elçilerini öldürttü. Subutay, tekrar elçi gönderdi, savaş açtığını söyledi çünkü Moğol askerî görgüsü, düşmanlık başlatmadan önce karşı tarafa ilan göndermeyi gerektiriyordu. Ruslar şaşırdı.
Ruslar sayıca çok üstündü ancak ordusunda sorun vardı. Dağınıklık vardı, komuta zinciri iyi değildi, disiplin yoktu. Birbiri ardına sıralanmış Rus birlikleri arasında 80 km mesafe vardı ve birlikte 9 gün boyunca geri çekilen (ki aslında manevra yapan) Moğolları takip etti. Moğollar önceden keşif yapıp, iyi bildikleri arazide geri çekiliyordu.
31 Mayıs 1223'te Moğollar, Kalka Nehri'nin batı kıyısında durdular. Nehri arkalarına alarak savaş pozisyonuna geçtiler. Mstislav, diğerlerinin gelmesini beklemeden harekete geçti. Rusların saldırısı son derece plansızdı. Kursk ve Volhinya Prenslerinin muharebe birlikleri de savaşa kaldı.
Moğollar, hafif süvarileri ile Rusların saldırı güzergâhı üzerinde ileri geri hamleler yaparak, öldürücü ok saldırıları yapıyordu. Ok yağmuru, Kumanlar ile Galiçyalılar arasında bir mesafe oluşturdu. Moğolların, cepheye attıkları alev küplerinden siyah duman yükselmesi üzerine, Moğol hafif süvarileri saldırıyı kesti. Rusların kafası, duman nedeniyle karışmıştı ve Moğol ağır süvarileri aniden ortaya çıkarak, iki birlik arasındaki boşluğa ilerledi. Kumanlar, şok geçirerek arka tarafa kaçtı. Savaş alanında tam bir kaos vardı ve geriden gelen birlikte, Kumanların geçmesi için arayı açarken, Moğol süvarileri de buradan içeri girmişti.
Moğol birlikleri, dağılan süvarileri bir anda sardı. Etrafı çevrilen Rus ordusu, Moğol süvarileri ile Moğol oklarının arasında telef oldu. Gün sonunda müttefik 5 bin kişlik Brodniki askeri ile birlikte 18 bin Moğol ordusu, 40 bin Rus'u katletti. 240 km boyunca ölümcül bir kovalamaca başladı. Dinyeper'i geçinceye kadar, Moğol ordusu yetiştiği her düşmanı katletti. Moğollar, 10 bin asker ile direnen Kiev prensinin ordugâhına girerek 3 günde 10 bin Rusu daha katletti. Moğollar, elçilerini öldürdüğü için, Kiev prensi de soylu olduğu için (soylu kanı dökülmez), Kiev prensini kutuya koyup boğulmaya terk etti. Kitapta yazmasa da, bir iki kaynakta Subutay'ın, Kiev Prensini koyduğu sandık üzerinde yemek yediğini okudum. Fakat Moğollar, olduklarından daha vahşi görünmeyi isterlerdi. Cengiz Han, böyle hikayeler yazdırırdı, bu dönemde bu şarttı. Dolayısıyla ne kadar doğru bilemiyorum.
Cengiz Han, emir gönderip Cuci'nin ordusunun da onlara katılmasını ve Bulgaristan'ın alınmasını emretti. Tsartin (Stalingrad/Volgagrad) yakınlarında İdil'i geçerek kuzeydoğu'ya Bulgarlara doğru yola çıktılar (bugün bildiğimiz bölgede değil Bulgarlar, Hazar Denizi kuzeyinde). Yendiler.
Sonuç
Subutay, düzenli rapor sunmaları için çok sayıda casus ve gizli haberci bıraktı. Dosyalar hazırlanmaya başladı, Subutay geri döndü, Cebe ise hummadan öldü, Moğol başkentini hiç göremedi. Subutay2ın Rusya üzerine düzenlediği keşif(!) seferi 3 yıl sürdü, 8.850 km süvari yolculuğu yapıldı, defalarca kendilerinden sayıca üstün olan ordularla çarpışıldı ve başarı kazanıldı.
İstihbarat subaylarının yaptıkları hesaplamalara dayanarak bir rapor ortaya çıkartıldı. Cengiz Han öldü, Ögeday tahta çıktı. Avrupa fethi için nehirler, ovalar, Avrupa'daki hanedanların kendi aralarındaki ilişkileri... Her şey kayıt altına alındı. Çünkü nehir donduğunda ilerlenecek, atlar için uygun otlaklar bulunacaktı. Bu rapora göre Avrupa seferi 16 ile 18 yılda başarıya ulaşır, 150 bin kişilik oordu gerekirdi. Ögeday, Cengiz Han'ın torunu Batu'yu görevlendirecekti ve Subutay, Cengiz Han'ın döneminden kalan tek önemli komutan olarak hizmet verecekti.
**
Hepsini ve daha fazlasını Yiğit Subutay kitabında okuyabilirsiniz.
Şimdi size soruyorum; Subutay'a, Moğollara ve Cengiz Han'a nasıl hayran olunmaz?
Dedem Kırım Tatarı. Yani bende de Tatarlık var ve Cengiz Han'ın, babasını öldüren Tatarları katlettikten sonra, diğerlerini ordusuna kattığını düşünürsek, bu akınlar ve sonrasında bölgeye gelen Tatarlardan gelme ihtimalim çok yüksel.
Büyük insanlara selam olsun. İlgilenenler mutlaka Moğolları okusun. İlgili kitapları, Youtube videosunda tanıtacağım.
Esen kalın.







Yorumlar
Yorum Gönder